21 Şubat 2011 Pazartesi

İncir Reçeli

Eveet gelelim bugünkü meselemize .Ayağım ağrıyor, hava buz gibi ve dışarı çıkmam lazım .

Yok tabiki böyle kendimden ve ağrılarımdan falan bahsetmiycem (ama aranızda doktor varsa ben burdayyıığm derse iyi olur tabi orası ayrı)
Neyse her seferinde şu ilk bir kaç satır konumdan bu kadar uzak olmak zorundaymış gibi davranıyorum bu da bir konuya nasıl girilir pek beceremediğimden kaynaklı (zamanla o da gelişicek abisi/ablası merak etmeyin)

Hadi konuma geri dönecek olursam, başlıktanda anlayacağınız gibi; İncir Reçeli .(gerçek reçel değil konumuz ama incir reçeli olsa iyi olurdu şimdi, yirdik)

Aytaç Ağırlar'ın yazıp yönettiği, Sezai Paracıkoğlu ve Melike Güner'in başrollerini paylaştığı filmden söz etmekteyim .İlk çıktığı günden beri gitmeye niyetliydim aslında düne nasip oldu .
Güzel bir fragman ve çok sevdiğim Melike Güner olunca gitmemem beklenemezdi zaten .Beklediğim gibi miydi ?Hayır ..Beklediğimden daha güzel bir film çıktı karşıma .Özellikle oyuncuların yetenekleri ön planda ve duyguyu hissettirebilmeleri fazlasıyla başarılı olmuş .
Filmimizin konusu ise Metin ve Duygu karakterlerinin üzerine oluşturulmuş bir metropol aşkı .Metin, tv kanalına skeç hazırlayan bir yazar Duygu ise uçarı kaçarı bir tip .Barda karşılaşmalarıysa Melike Güner'in pardon Duygu'nun sarhoş halleriyle pek bir sevimli olmuş .Ayakta bile duracak hali olmadığı için Metin ona evini açıyor haliyle ama sabah Duygu'muz gitmiş yerine de ufak bir not bırakmıştır .Metin'se bu kıza çoktan aşık olmuştur .Aşk güzel şey hoş şey ama telefon numarası dahil hayatına dair hiçbir şey bilmediği ve bi görünüp bir kaybolan kıza aşık olmak pek hoş sayılmasa gerek .Bir gün şans eseri yine karşılaşırlar ve güzel bir aşk başlar .Birbirlerine dokunmadan sadece sarılarak yatıp uyuyarak geçirdikleri geceleri, gülüp eğlendikleri sabahları vardır ama Duygu'nun yine evden kaçacağını düşünen Metin bir gün onu takip etmeye karar verir .Aslında olayın boyutu bundan sonra değişiyor ve Duygu'muza ait bir çok şeyi böyle öğrenmeye başlıyoruz .Burdan sonrasını yazamam valla filmi anlatırım izlemeden, izlemiş gibi olursunuz yazık olur .

E şimdi bu ne ?Neresinde bunun duygusallık lan kız kaçıp kaçıp gidiyor vaay anasını adam da salakmış gibi cümleler kurabilirsiniz ama Duygu'nun hayatını öğrenip, Metin'in aşkını anladığınızda o filmin gerçek yüzünü görmüş olacaksınız .Ön yargıların çok güzel yansıtılıp, hissetirildiği bir film ..Duygu'nun söylediği ''asıl ucuz olan ne biliyor musun ?Beş kuruş vermeden savurduğunuz yargılarınız'' cümlesiyse tamamen kısa bir özeti gibi .Duygu'ya göre Metin, onu saklandığı yatağın altından kurtarmaya gelen kurtarıcısıydı ve Metin'in de diğerleri gibi olan ön yargıları Duygu'muzu gitmek zorunda bıraktı bir kez daha ..

Her neyse kısacası yönetmen mükemmel, oyuncular mükemmel, film mükemmel .İzlemeden geçmeyin derim .

Dipdipnot: Benim gibi ağlak, duygusal bir kızsanız bu film daha fazla ilginizi kesinlikle çekecektir .

Kendinizden bir parça bulacaksınız bu filmde ..Ama en önemli şeyi söylemeden geçemiycem hiç aşık olmadıysanız bu filme gitmeyin !Anlayamıyacaksınız çünkü ...

Vee veeee veee düzenleme vol1: Buyrunuz güzel filmimizin fragmanı .

17 Şubat 2011 Perşembe

Hepsi Beni Bulur vol2

Ah ahh bilen bilir benim iett otobüsünde çektiğim çileyi (bilemeyenleriniz,duyamayanlarınız içüün; http://yuruyenkurabiye.blogspot.com/2011/01/hep-beni-bulur.html )

Ben şu açıdan şanslıydım ama 2 saatlik bir yolculuktu ve İstanbul içi gidip geliyordum (o ne biçim istanbul içi lan 2 saat diyebilirsiniz, bir cevizlibağ-kurtköy arası yolculuk yapmanız gerek derim o zaman .Ne 2 saati, ben 3.5 saatte gittiğimi biliriiim!)
Bu vol2 ne ?Nerden çıktı ?Yine ne geldi be başına ? vs gibi soruları duyar gibiyim ya da bana öbür taraftan sesler geliyor, bilmiyorum .Zuhal Topal'la izdivaç izlerken bu kadar ciddi olabiliyorum ayrıca yapacağım her hatayı o programa bağlayın lütfen. (Ha çok severim bu arada her gün izlemezsem eksiklik oluyor bünyemde.)


Neyse, neeeeyse uzatmayalım .Bundan tam 1.5 sene önce falan .Anne zoruyla Ordu'ya 1 haftalık tatile gönderildim .(Laf aramızda hastaydım, nefes problemleri falan .Gidip 1 haftalık toparlanma kampı gibi bir olay yani.)
İstanbul'da otogardan başlanılan bu yolculuğa Ordu'ya gidene kadar yaklaşık 9-10 saat geçer .Bende akşam 5'te otobüsün kalkacağını bildiğim için 3 gibi evden çıktım ve taksiye bindim .Taksicinin, bavulları bagaj yerine yanıma  yığması günün kötü başlayacağının ufak bir işareti gibiydi sanki ama o an umursamamıştım .Hayırdır ? diye sorduğumda ''Bagajda eşya var, hele duruversin yanında bişi mi olacaağ ha hemen şurası otoarabalar(otogar demek istiyor taksici amca)'' Her neyse bir şekilde yolculuğa başladık .Kulağıma kulaklıkları taktığım an amcamızın çenesine açılma emri verdim sanki !Nereye gittiğimi, neden gittiğimi, kimin yanına gittiğimi kısaca soyumu sopumu, nüfus kütüğümü falan hepsini sormaya kalkıştı .A be amca, yaşına hürmet susalım diyoruz sen sapıttıkça sapıtıyorsun .Bi sus, bi yoluna bak derdin zorun ne senin, katil mi yapıcan beni gencecik yaşımda ?! Sonunda geldiğimiz otogarda bana taksimetrede yazan paradan 5tl daha fazla para istediğini ve nedenini sorduğumda taksimetrenin az yazdığını bahane etmiş olduğunu söylemek istemezdim ama tam bir ''O.Ç'' olduğun için (ki bunu yol boyunca bana asıldığın için söylüyorum.) söylüyorum .Taksimetredeki parayı ödeyip, küfredip çıktığım içinde hiç pişman değilim amcacığıım (!) Neyse bak yine sinirlendim pis,azgın, yaşlı sapık !


Düşünün şimdi sinirleniyorum bir de o an ne halde olduğumu .Bilet işlerimi hallettikten sonra kantine çıkıp oturmak gibi bir hata yaptım .Bakın hata diyorum yine, niye mi hata ?Ağzına kadar dolu olan kantinde bulduğum tek sandalyenin bir ayağının kırık olması ve oturduğum an şaaaat(!) diye yere düşmem .Düşünün rezilliği 20,25 kişi aynı anda size bakıp ''hihihhohoho şuna bak'' diyor .Ah ah utancımdan yerin dibine girmem şöyle bir dursun ben ordaki herkesle aynı otobüste 10 saat yolculuk yapıcaktım !İşte bu gerçek en kötüsü diye düşünüyordum ki ufak bir veler yanıma geldi ve aynen ''ablaağ ben salak mıyım da ayakta duruyom bağ ayağa kırık bunun'' dedi .Laaan !Haklı bu çocuk ama ne bileyim ben bir sinirle yukarı çıkmışım kim oturuyor, kim ayakta diye mi bakıcam ?!Sus velet koparırım dilini diyerekten tehdit edip, çocuğu annesinin yanına yolladım .(Napayım, napabilirim yani ?!)


Sonunda otobüse ilk binen ben oldum tabi o utançla .Neyse efenim tam yerime yerleştim(cam kenarı hemde,gözel yer) ablanın teki kalk orası benim yerim demez mi ?Ya ablacım biletinde bir arka sıra yazıyor diyorum, anlamıyor ve muavini çağırıyor .Muavin, ona yerinin bir arka sıra olduğunu söyleyince kırıta kırıta ''ay tamam şekerim, bu cadaloz (o ben oluyorum!) söylemedi banaa'' dedi bir de ! Lan, gel de sinirlenme ! Muavinde yakışıklı çocuktu, ablanın niyet belli ama dönüp muavin benden özür dileyince abla sinirlendi bu sefer ''tamam git artık şurdan ayyh daral bastığğ beni'' diye kovdu muavini .Eğlenmedim desem yalan olur valla eğlendim yani o an .


Biletimi ben almamıştım anneme söylemiştim ve tek özelliğinide cam kenarı olsun diyerek belirtmiştim ama yanıma oturan insan evladıysa biraz önce yukarıda bahsettiğim o velet oldu ! Annesi ve ablası olduğunu düşündüğüm kızsa aynı hizadaki diğer 2li koltuğa oturdular .Hahaa gördün belanı diyorsunuz di mi ?Evet, öyle oldu .Belki tanımaz beni dedim ama oturduğu an annesine dönüp ''aaa anne bağğk, düşeen ablaanın yanına oturdum'' demesiyle aklına kazındığımı anladım .


Küçük çocuk uyur işte falan diye düşünüyordum, yorulmuştur falan .Cin gibiydi mübarek tam 4 saat aralıksız olarak bana oyuncaklarını, ileride olmak istediği meslekleri, annesini, babasını falan anlattı .Ben bayılmak üzereyken o uyuyakaldı sonunda .İyi, rahatladın diyorsunuz di mi yok beee nerde ?Ablaağ dur yaağ diyip kucağıma çıkıp bana yaslandı ayaklarınıda  kendi koltuguna uzattı .(Rahata bak be!) Annesi napıyor mu bu arada ?Örgü örüyor !Kadının oğluyla alakası yok .Tamam çocukları çok severim, varlıkları bana huzur verir ama kucağımda 3 saat boyunca uyuyan, uyurken kımıl kımıl dönüp duran, ''ne incesin senn kilo al sığamıyom'' diyen çocuklardan değil ! O ara farkettim ki kendi kendime ''çekmediğim dertleeeer, çile kalmadııııığğ'' diye mırıldanıyorum .


Neyse geçti zaten bi 7 saat, 2.5 saatte ben uyumuşum geldik Ordu'ya .Ordu'ya gitmişseniz bilirsinizdir indiğinizde karmakarışık pazar alanının ortasına düşersiniz .Koca bir market vardır merkezde ve köye çıkmadan almak istediklerinizi mutlaka almak zorundasınızdır arabanız yoksa çünkü yaklaşık 1 saat var merkezle köy arasında, o da arabayla yani .Neyse benim gibi bir kafein bağımlısının kahve ve kola almadan durması imkansız bu yüzden girdim markete .Ahhh ahhh .Niye mi ah ? Bim'i bilenler bilir kasaya ulaşmak için uzun bir yol katedip bütün bim'i dolaşmak zorundasınızdır bu köy marketimizde aynen onun gibi ama biraz daha büyüğü .Efenim tam cipslerin, çikolataların önüne doğru giderken ayağım kendi ayağıma takılıp o gördüğüm cips ve çikolataların üstüne düştüm !(ve evet yanımda bavullarımda devrildi..) Tabi ben cips ve çikolataların olduğu yeri dökünce arkadaki şampuanlarda aynen yere ! Kafamı çevirip kalkmaya çalıştığımdaysa yine o velet ! ''Ablaağ haha sen çok komiksin ya'' diye parmağını uzatmış bana gülüyordu .Hay parmağı kırılasıca velet !


Ben çocuğa küfrediyorum da baktım benim minik bavulu teyzenin teki almış götürüyor .Benim o dedim, anlamadı çirkefliğe vurdu işi .''Teyze ben erotik shop sahibiyim içinde de tüylü kelepçeler falan var ver şunu işine yaramaz'' dediğimde uslu uslu yere bırakıp gitti .Napayım o an her şey mübah !


Market ne alemde diye düşünüyorsunuz di mi ?Marketin sahibi bana bakıp al şurdan ne alacaksan sonrada git nolursun batırcan kızım beni diye ağlamaklı bir suratla, yalvarırcasına bir şeyler dedi .Neyse bi ton şey aldım baya, kasaya gittim .O amca git nolur git istemem para yeter ki git diye söylenince canıma minnet çıktım gittim vallaa !


Neyse sonra dolmuş tarzı bir şeyle köye kadar çıkıp eve gittim .O arada da çok şey yaptım sakarlık namına ama gerek yok detaya yeteri kadar o gün hakkında rezilliklerime şahit oldunuz .


Na şimdi utandım gidiyorum, yazamiyciğim daha fazla !

16 Şubat 2011 Çarşamba

Geçmişin En Sevimli Hatıralarına

Çocukluğuma geri dönmüş biçimde elimde Haribo altın ayıcıkla oturmuş bunları yazıyorum .Kalktığım saatten beri de(ki bu 14.44!) çizgi film izliyorum .O saatte çizgi filmi nerden buldun diye sormayın çohh geniş çizgi film arşivim var .

Maksadımsa geride kalan çocukluk yıllarımı özlemiş olmam .Ben Jetgiller'le, Taş Devri'yle, Tom ve Jerry'le, Twetty, Bugs Bunny'yle, Heidi'yle büyüdüm ve hepsi sevgi dolu çizgi filmlerdi ..Savaş yok, kavga yok sevimli didişmeler, tatlı hayatlar vardı .

Evet eveeet ! İşte en sevdiğim karakter ve oğluu .Sylvester ! Bu sahneyi de hatırlıyorum .(Laf aramızda daha bugün izledim zaten) Bizim minik kedimiz neden diğer arkadaşlarının babaları gibi akvaryumdan balık tutamadıklarını merak etse de Sylvester'ımız çöpten balık artığı ve elma çöpü çıkarmakta pek kararlı, korkak ve sevimli bir baba .Hep tüküre tüküre konuşmasını, korkaklığını, talihsizliklerini sevmişimdir .Tweety denen o garip kuşa da sinir olurum zaten ! Neymiş efenim ''Bir kedi gördüm sanki''ymiş .Ya görürsün ya görmezsin koca kafalı sarı uçan canlı !Öyle kafesinin içinde sallan sallan, mamanda hazır, kolay tabiii !Benim pisim napsın aç o aç !Doğanın kanunu ayrıca, seni yemesi lazım !

Bir sürü bölümlerinden ufak bir parça olsun bu da .(Bir kedi gördüm sanki cümlesinin geçmediği bir part aradım ama yokk!)(ben olsam çoktan afiyetle vermiştim Sylvester'ıma, o koca kafalıyı.) Ama ama bakın bir abileri, ablaları o sevimliliğe, koca kırmızı burna, masum bakışlara, bıyıklarına, patilerine (tamam bakın işte baştan aşağıya!) Çok tatlı değil mi tam bir saflık örneği .

Heidi, Şirinler, Snoopy, Taş Devri ..Hepsi ayrı güzel ve özeldi benim için ..Evet, anneme saati kurdurup sırf kaçırmayayım diye haftasonu 6da televizyon başına oturup 8'e 9'a kadar çizgi film keyfimi sürerdim .(okul olsa o kadar erken kalkmam çoh ciddiyim!)

En özel diğeri buydu ! Jetgilleeeeer ! Kahvaltımı yaparken, bir gün böyle bir yerde mi yaşıycaz acaba diye televizyona daldığım en güzel çizgi filmlerindendi .Beni çok farklı hayal dünyalarına götürdüğünü hatırlıyorum ..Resimlerimde, yatmadan önce hayal kurduğum o kocaman dünyamda hep uçan arabalar falan olurdu .

Aslında şimdi düşünüyorum da bana hayvan sevgisini, insan sevgisini, mutluluğu ilk öğreten onlarmış .Dünyaya sevgi dolu bakmamı ilk öğreten hep bu çizgi filmler ..

Şimdiki nesilin en üzüldüğüm noktası bu belki de .İğrenç savaş oyunları, kötülük peşinde olan robotlar falan .Benim barbie bebeklerimin, oyuncak ayılarımın yerini oyuncak silahlar almış .İzlediğim ''Uzaylı Zekiye'', ''Sıdıka'' gibi o çok sevimli dizilerin yerini de ''Küçük Sırlar'', ''+18'' gibi saçma ve iğrenç diye tabir ettiğim diziler var artık .
En kötüsü de 12-13 yaşındaki çocukların kendilerini bunlara benzetmesi .Gelecekten ümidi kesmeye başlamamın en basit örnekleri belki de yaşam biçimleri ..Ayy çok sinirlendim geri verin çizgi filmlerimi ! Yiteeer, yazamıyceğğim !

Benim gibi geçmişi özleyen herkesin yazısı olsun bu da ...

15 Şubat 2011 Salı

Hepsi ''SONSUZ AŞK'' için

Te Allam görüyor musunuz ne kadar olmuş yazmayalı ? (bilmiyorum kaç gün oldu saymadım şahsen .Size sormak durumunda kaldım .Bu arada Ogün Sanlısoy-Saydım dinlediğimden de böyle giriş olmuş olabilir .Saydıığğm her gün ayrı dön dön istersen dımdım dırırım dım )(He ya rock dinlerim ben.)

Neyse ya yazacağım şeyin alakası yok şu tepede gördüklerinizle .Asıl meselem ne biliyor musunuz ?Nerden bilelim be, gel şu konuya diyor olabilirsiniz ya da sıkılmış bir kaç satır aşağıya inip konumun ne olduğuna bakabilirsiniz, anlarım bende kendime katlanamıyorum çoğu zaman .


Hah efenim konu, benim sonsuz aşkım .Gözümü onunla açtım ve onunla kapayacağım .Gözümü onunla açtım deyince annem falan sanabilirsiniz öyle bir olayda yok .Aşk ne biliyor musunuz ?AŞK FENERBAHÇE .(ta tataam bu kız ne geveliyor ağzında ha bını geveliyordum.) Gözümü açtığımda sarı lacivert çiçeklerle dolu bir oda vardı (en azından fotoğraflarda öyle lan, hatırlamıyorum ben tabi!) gözümü nerede nasıl kapatacağımı bilmesem de umarım sarı-lacivertin buluştuğu bir yer olur .
Sen kızsın lan ne futbolu ne sarısı ne laciverti gibi garip tepkilere büründüyseniz gelin bir pes atalım görürüz koçuuum, kim ne biliyor ?!( Gider yapıyorum bu cümlede.)

''Evladıma miras bu sevda'' şeklinde yaşıyoruz biz aşkımızı .Babamın bana tek(!) yararı, beni Fenerbahçeli yapmış olması .Bir gün çocuğum olursa Fenerbahçe Cumhuriyeti'ne bağlı muhteşem bir evlat yetiştiricem zaten .(aha buraya yazdım işte, yeminbillah !)

Filmi izleyenler, izleyipte hatırlayanlar bilir .''Aşk Tutulması'' .Fanatik Fenerbahçeli olan Uğur'un hikayesi yani .Orada geçmişine ait bir görüntü vardı .Uğur'un ilk sevgilisi .Konuşmada şu ;
''-Yeter artık bir karar ver ya ben ya Fenerbahçe ''
ve o bilindik cevap ..
''-Kendine hiç şans tanımıyorsun .''

İşte aşk bu .Doğduğumda benimle olan, yaşarken benimle olan ve ölünceye kadar terketmeyecek sevdam olan Fenerbahçe'min önüne kimse geçemez, geçemeyecek .
Ha bir de dokunmadan geçemiycem bu konuya.Her holiganında kendine ait sevimli, totem diyebileceğimiz uğurları vardır .Filmde bu da güzel anlatılıyordu .(bknz :alttalki video .Otur izle yani.)(neden bunu yazıyorsun diye soracak olursan, filmde en sevdiğim sahnelerin arasındaydı .Acayip eğlenmiştim.Sende eğlen diye{çoh iyi niyetliyim})


Haha, çok sevimli di mi beeeğ ?! Sende böyle manyak mısın ? diye soruyor olabilirsiniz, evet tam manasıyla ! Kombinemle birlikte her iki haftada bir Mabed semaalarında görebilirsiniz beni .Stadda demirlerin üstünde, bas bas bağıran manyakta ben oluyorum efenim .

Ha niye böyle mi ?Söyliyeyim ..Ağlasam da gözyaşlarımın boşa gitmediğini hissettiğim bir sevgi bu .Siz hiç tanımadığınız insanlarla aynı sevda için ağlayıp aynı sevda için boğazınız parçalanana kadar bağırdınız mı ?Hiç tanımadığınız insanlarla bir Aşk için sevinçleriniz ortak oldu mu ?Hiç düşünmeden sırf aynı renklere aşıksınız diye birine ''kardeşim'' dediniz ve yardım ettiniz mi ?Paranızın son kuruşunu Aşkınızı görmek için harcayıp eve ''kardeşler''inizin yardımıyla döndünüz mü ?Aşk'ınıza kavuşmak için aç kalıp, saatler öncesinden buz gibi soğukta sırada beklediniz mi ? ve her şeyden önemlisi bunların hepsini severek yaptınız mı ? O sırada bulduğunuz  kardeşleriniz, abileriniz, ablalarınız oldu mu ?Hep bir ağızdan tek Aşk'ınız için marşlar söylediniz mi ?Stadın önünde beklerken o tarifsiz mutluluğu yaşadınız mı ?Bunların hepsine evet diyebiliyorsanız siz aşıksınız ve ben diyorum ki hepsi için koca bir EVET!

Armaya ve renklere aşık olan tüm Fenerbahçeliler için olsun bu da ..

6 Şubat 2011 Pazar

Hepsi ''Minikler'' için

Fotoğrafta sadece bir kaç sevimli köpek var ama kedi, köpek veya herhangi bir hayvan farketmez .Onların bizden farkı bakıma muhtaç olmaları, kendi kendilerine yetememeleri, düşünemedikleri ve konuşamadıkları için fazlasıyla bakım ve ilgi istemeleri ..

Sırf çok beğeniyoruz hayvanları diye petshoplar (hayvan satımı) gibi bir sektör var ortada .Kuşlar, kediler, köpekler, balıklar, hamsterlar hatta sürüngen canlılar bile var .Zorla daha ufacıkken, çoğu zor şartlarda kafeslere kapatılıp bir sahip bulmak için günlerce, aylarca belki senelerce orada kalmak zorundalar .

Tamam belki sokakta kalmasındansa oralarda kalmasının daha iyi olduğunu düşünebilirsiniz ama bakamayıp sokağa attığınız ve barınakta mutsuzluklarıyla baş başa bıraktığınız o canlılar ne olacak ?Çok sevimli diye bir heves aldığınız zoru görünce sokağa attığınız canlılar hani ..

Biliyor musunuz bir köpeğin en büyük korkusu onu evde bıraktığınızda bir daha dönmemeniz .Sizden ayrı kalmaya korkuyor o .Siz onun ailesi oluyorsunuz .Birlikte yemek yediğiniz, eğlendiğiniz, dolaştığınız, yeri gelip birlikte üzüldüğünüz .O, sizin için canını ortaya koyabilecekken siz niye ona bir yemek verip, dolaştırmayı çok görüyorsunuz ki ..
Sadece köpekler üzerine bir yazı gibi oldu ama bakımı en zor olan köpekler ve ailesine en düşkün olan hayvanlar da köpekler .Sizde olan duygular, sizde olan kalp onlarda da var onlarda sevilmeyi, ilgiyi istiyor ve terkedilmekten korkuyorlar .
Bir kere şansınız varsa barınaklara gidin oradaki her köpeğin başka bir hikayesi var .Belki birinin bacağı sakat belki gözü görmüyor belki sadece terkedilmiş ama oraya gidince farkediceğiniz tek şey götürdüğünüz bir iki parça yemeğe değil size doğru koştuklarıdır .Biraz kafalarını okşadığınızda peşinizden tıpır tıpır (evet bu yeni tabirim) geldiklerini görürsünüz .
Sadece gidin ve bakın .İçinizde onlara karşı büyük bir sevgi oluşacağına eminim bunu 2 köpek, 1 kedi ve 1 kuş annesi olarak söylüyorum (ve evet hiç birini petshop.tan almadım.)

Onlara, ihtiyacı oldukları biraz yemeği ve bol sevgiyi eksik etmeyin .

3 Şubat 2011 Perşembe

Saat 02.00 .Çoğu insan, haftanın son iş günü olan cuma gününü çalışarak geçirecekleri için uyuyorlar .Yeni bebekler doğuyor bir yerlerde ve birileri ölüyor ve birileri hastalanıyor ve (tamam tamam kısa kesiyorum olan oluyor işte) .

Bende geldim yine buraya .Asıl meselem, kendimi unutulmuş, terkedilmiş oyun parkındaki kırık salıncak gibi hissetmem .Zamanında çocukları eğlendirmek için yapılmış, şimdi çocuklardan mahrum, yalnız ve kırık .Arada gelen çocukları gülümseyerek karşılasa, içi içini yese bile kırık bir salıncağı görünce üzülen çocuklar hepsi .Kendi mutsuz ve gelen çocukları da istemeden mutsuz eden salıncak .Yanında yeni yapılan diğer parktaki salıncaklara, onlarla eğlenen çocuklara baktıkça içi giden ama bir şey yapamayan salıncak .Kendi kendine konuşmaktan, düşünmekten başka bir şey yapamayan yalnız, mutsuz, güçsüz ve kırılmış ..İşte tam böyle ruhum, en başta yalnız sonra mutsuz ve güçsüz .İncinmiş ve kırılmış ..
Kendim istedim yalnızlığı .Tek bir nedeni vardı oysa ki kendi mutsuzluğumla baş edemezken, kendi sorunlarımı çözmekten acizken kimseyi bu dünyamın içine alamazdım .Git gide yalnızlığa alışmaya başladım, peşinden getirdiklerini göremeden ..Mutsuzluk getirmiş ..Mutsuzluksa, peşinden daha fazla mutsuzluğu ..Paylaştıkça çoğalan mutluluk, içinde kayboldukça artan mutsuzlukmuş meğer .Toparlanmaya çalışmanın boşuna olduğunu düşünmek düşüncesi başlamış sonra, daha ben fark edemeden .Güçsüzlük gelmiş yani ..Yeniden hayata dönebilecek olmanın düşüncesi bile çok uzakta kalmış .En dip o kadar çekmiş ki kendine yalnız başına çıkamayacağımı bildiğim için içerde kalmayı yeğlemişim .Yalnızlık ,mutsuzluk ve güçsüzlük yani ..


Sonra her tarafı bir boşluk hissi kapladığını biliyorum .Yalnızlığa küfürler yağdırırken buluyorum kendimi .En sonunda kendime çok önceden istediğim şeyi elde ettiğimi söylüyorum, yalnız kalmayı istemişim ve öyle kalmışım .Kendi hatalarımla seçtiğim yola en çokta kendime küfürler yağdırıyorum .Her gün bir parçamın eksildiğini, geri bulamayacağım şekilde kaybolduğunu görmek kırıyor beni .Yaşarken öldüğümü farkettiğim zamanda her şeyin çok geç olduğunu zaten anlıyorum .


HER ŞEYİN SONU geliyor .Yavaş yavaş yok oluş başlıyor bundan sonra .

1 Şubat 2011 Salı

Hepsi O'nun için

Bunları yazarken arka fonda Barış Manço çalıyor (Kol Düğmeleri(en sevdiğim)) .Konum bu değil ama 12 yıl oldu çocukluğumun kahramanı meleklerin arasına katılalı .Nurlar içinde yat Barış abi .Unutmadık ve çok özlüyoruz .

Neyse yine yazı yazmaya dadandığıma göre ''yine bunun başına bir iş gelmiştir yiaa'' diyor olabilirsiniz .Haklısınız son yazımdan sonra her şey gelir diye ben de düşünüyorum ama bütün gün evdeydim sadece kar yağdığında şöyle bir dolaşıp döndüm ve inanın ki ayağım bile kaymadı, sakatlanmadım, eve geri döndüm !(dip not geçmek zorundayım tırnağım kırıldı ama ona üzüldüğüm gerçeği var ortada) .Çenem düşüyor sanırım anneanne ve dedeyle aynı evde kalınca her aklımdan geçeni söyleyememe gibi bir olay var, susmak bana göre değil ama dayanıyorum .(yazar burda küfür etmekten bahsetmiyor sakın ha fesatlaşmayın !)

Ay susup asıl yazacağıma gelirsem konum, benim pofidiğim, Özlemciğim, kardeşim, bi'tanneeem, herşeyim .
Sadece bu kadar şey hakkında gelip yazıyorum car car çenesi düşük teyzeler gibi bi blog konumda ''kardeşimin'' olsun .
Arkadaşlar, kendi seçtiğimiz kardeşlerimiz denir .Doğru, çok doğru hatta .İlk görüşte aşka inanan biri olmasam da ilk görüşte aklımda oluşanların değişmesi imkansıza yakın benim için .Pofidikciğimi ilk gördüğümde anlamıştım o benim bir yerlerde kaybolan kardeşim .Kardeşi olanlar genelde tek çocuk olmayı isterler ama ömürleri boyunca yanında olacak kişiler, kardeşleridir .Ben ve benim gibi tek çocuklarda seçtikleri arkadaşlarından kardeş bulmak zorundalardır .Her şeylerini hiç düşünmeden anlatacak, yeri gelip zırlayacak, yeri gelip gülecekleri, hiç koşulsuz sevip, güvenebilecekleri birilerine ihtiyaçları vardır .O kişiyi bulabilmekse tamamen şans işi artık bu zamanda ama ben bulduum ! Hem dee dediğim gibi ilk görüşte anladım bir yerlerde gizlenen kardeşimi bulmuşum .
Konuştukça anladık aynı şeyleri yaşamışız çoğunlukla aynı şeyleri hissedip aynı şeyleri söylüyoruz aynı anda aynı cümleleri kurabiliyoruz .(inanması zor ama vallahi öyle be !)
Dedim ya bu zamanda çıkarsız bir ilişki kurmak birine kendin kadar güvenip, gözünü kırpmadan, ölecek kadar sevmek çok zor en azından yara almadan sürdürmek o ilişkiyi .Şanslı olduğum pek söylenmez ama gerçekten sahip olabileceğim en büyük şeye sahibim ,bir kardeşe !

Bence susup gideyim artık ''helvacıı helvağğğ'' diye pek hoş(!) bir şarkı eşliğinde devam edemiyorum .Umarım benim gibi dünya tatlısı bir kardeşe sahip olabilirsiniz .

Dipdip not, ben yarın 522st kullanmak zorundayım Allam yarappim sen beni koru dinimiz amin .